Dünyada kendi saçlarını kesen kaç tane kadın kalmıştır ki?

    Büyüdük mü yaşlandık mı; yaşıyor muyuz yoksa ölüyor muyuz, anlamıyorum. İthal duygular, ithal sesler, ithal aşklar… Belki nefes almak için yağmurun kokusunu beklemeliydik.     Öyle bir salınışı vardı ki kadının; 'kadın' diyordun. Diğerlerinden gerçekten farklı ,gerçek, bir sanat eseri; bir Müzeyyen … Şu hayata kadın olarak geldiysen bir Müzeyyen olmalı, Müzeyyen gibi... Continue Reading →

Reklamlar

Birey >e Toplum

   Uzaklaşmıyoruz yerimizden, uzaklaşamıyoruz. Hep de bulunduğumuz durumdan isyan etme telaşı içindeyiz. Nice umutlar yüklüyoruz zamana ( kelime israfı olmasın diye burada bazı kelimeleri atlıyorum) fakat hiçbirinin peşinden koşamadan zamanın elimize verdiği oyuncaklarla oynamaya devam ediyoruz. Bu boş zamanlar neden boş? Böyle zamanlar yaşamaya başladığımda bu boş anları “Ölmeden önce keşke şunu yapabilecek zamanım olsaydı”... Continue Reading →

Boş ve Boşluk

    Küçük bir cızırtının tınısında kaybolup gidiyoruz. Pek sağlıklı değil böyle un ufak işlerle uğraşmak aslında. Lakin insan neye kapılacağını bilemiyor. Kime kapılacağını da bilmiyor. Biz bilmiyoruz. Kızıyorum. Milyarlarca yıldır biz niye hala bilmiyoruz.    Boşa laflar gönderme eğlencesine kapıldım bu sıralar da. Sanırsınız ki gökyüzü sonsuza dek mavi, sanırsınız ki duyacaklar sesinizi. Kendimizi... Continue Reading →

Her Şeyin Başı Su

Ne zaman kötü bir gün geçirsek en kötüsü bu sanırız. Bile bile yanılmak hoşumuza gider. Yanılınca mutlu olacağımızı sanırız, olmayız. Dünya yıkılmış gibi üstünüze ama düşen sadece küçük bir tuğla parçasıdır. Her seferinde ezilir de insan , kaçamaz. Bilemez ne zaman yıkılacağını her şeyin. Oysaki bazen hissederiz, hissetmek acının yarısı… Sonuç değişmiyor ne yazık ki.... Continue Reading →

Son Bir Mucize

Dolunaydan kaçarım. Bir gün gelip bulacak beni. Belki sonumu, belki yeni bir mucizeyi getirecek. Dolunaydan korkarım. Bilirim ki bugün güneşin hiçbir hayrı yok. Beklerim; dolunayın gitmesini, dört ayak üstünde ; beklerim, tekrar gelmemesini. Bir dolunay görecek kadar sabrım, belki de ömrüm kalmadı. Son , kimleri mutlu ediyor bu dünyada. Ölmek, bunu meydana getiren kişinin gerçekleştirdiği... Continue Reading →

Örtü

    Bir çıkmazın içine düşmek sanılmadığı kadar kolay olabilir. İnsan hiç olmadık bir anda kendini hiç ummadığı bir yerde bulabilir. Elin, daha güzel bir kalem tutmak ihtiyacına sahip olabilir, herhangi bir an, nedensizce… Bu dünyada neyin nedeni tencere kapağı gibi yuvarlanıp sonucunu bulabiliyor ki zaten. Sanki hep bu günü beklemişim bir durakta. Bir kalemi... Continue Reading →

Yol

    Kaybedecek ne çok şeyimiz var sanırdık. Günleri, yılları, sevdiklerimizi , kendimizi kaybedebilirdik. Yaşamak da kaybetmenin ikinci türevi değil miydi zaten.Aslında sadece tüm bunlara olan kaygımızı kaybetsek, yeterdi. Bazen anlatacak kelime bulamıyorsunuz. Ne kelime ne de akıl yetiyor. Bazı şeyleri sadece o an yaşanan bazı hisler anlatabiliyor. Daha fazla da anlamak istemiyoruz zaten. Ben... Continue Reading →

Sirk Çadırı

   Yaptıklarınızdan kaçamazsınız, düşündüklerinizden kaçamazsınız, peşinizi bırakmama niyeti olan hiçbir şeyden kaçamazsınız. Bu yüzden ben artık kaçmaktan vazgeçtim. Bu, insana dayanamayacağı acılar verebilir; katlanamayacağı utançlar, kaldıramayacağı aşağılanmalar yaşatabilir. Fakat tüm bunlardan kime ne? Bu benim hayatım ve yaşayacağım her şeyle sonuna kadar tek başıma savaşacaksam tüm bu acılar beni büyütmekten başka neye yarayabilir? İnsan acı... Continue Reading →

Tarihi Eserler Müzesi

    Bazı şeyler nasıl devam edecek bilmiyorum. Başlamak küçük bir balığın kendini okyanusun ortasında buluvermesi gibiydi. Önce ne olduğunu anlamazdınız ama adrenalin size her şeyi yapabilecekmişsiniz gibi bir güç verirdi. Alt tarafı hormon işte ne bekliyorsunuz ki ondan. Aslında biz hep çok şey bekliyoruz. Bir şeyler hep yolunda olsun aman aksilik çıkmasın aman şu... Continue Reading →

WordPress.com.

Yukarı ↑